FİRAVUNLAR İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!

Basın Açıklamaları

FİRAVUNLAR İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!

FİRAVUNLAR İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!

Mısır’da cunta rejiminin kukla hukuk sistemi, Rabia meydanında binlerce masum insanı katleden darbecileri değil, darbenin mağduru durumundaki insanları katletmeye devam ediyor. Adeta o meydanda kurşunlarla, baltalarla öldüremediklerini düzmece kararlarla idam ederek, zulmün zakkum ağacını masum müminlerin kanlarıyla besliyorlar. 

Her zaman olduğu gibi yine darbe yönetimlerinin zulümlerini meşrulaştırma aracı olarak, bizde de Yassıada mahkemeleri örneğinde olduğu gibi sözde mahkemelerden faydalandıklarını görüyoruz. Mısır’daki modern firavun rejiminin göstermelik yargı kurumları perdesi altında karar verdiği bu idamlar hukukun icrası değil, gayri meşru infaz kararlarına meşruiyet kazandırma adına bir yargı kılıfı geçirmek demektir.

Verilen cezalara yönelik ileri sürülen ve kitlesel olaylarla ilişkilendirilen şu gerekçeler bile bu kararların arka planının tamamen siyasi  olduğunu göstermektedir. 

Halbuki gösterilere iştirak eden Mısır halkı, böyle bir darbe yönetimine karşı hukuk nezdinde en doğal haklarını asayişi bozmadan icra etmiş ve bu kitlesel ve tamamen barışçıl sivil protesto eylemleriyle sadece seslerini dünyaya kamuoyuna ve cuntacılara duyurmaya çalışmıştı. 

Burada asıl sorgulanması ve yargılanması gereken; halkın özgür iradesiyle başa geçmiş bir yönetimi silah gücüyle düşüren, binden fazla sivili katlederek, yaralıların bulunduğu hastaneyi dahi ateşe veren, zorbalıkla meşru bir hükümeti devirip, iktidarı gasp edenlerdir.

Asıl yargılanmaları gerekenler, o meydanlarda en doğal hakklarını barışçıl biçimde kullanıp sivil protesto eylemi ortaya koyan insanları, en vahşi usullerle müdahale edip çoluk çocuk kadın erkek demeden büyük bir katliam yapanlardır.

Evet, burada asıl yargılanması gereken, bu cinayet ve infazlarını hücrelerde, hatta düzmece mahkeme salonlarında bile icra etmekten çekinmeyen firavun meşrep bu darbecilerdir. 

Meydanlarda katlettikleri Esma’ların hapishanelerde infaz edemedikleri babalarını mahkeme salonlarında katletmek isteyen Firavunlardır. 

Eğer hukuk gerçekten icra edilecekse, öncelikle tüm dünyanın gözü önünde vicdansızca bu insanlık suçlarını işleyen cuntacıların mahkûm edilmesi, gayri meşruluğuna hükmedilmesi gerekir; darbe mağdurlarının, halkın teveccühüyle ve adil bir oylamayla başa geçenlerin değil.

Bu idam kararlarının yüksek (!) yargı tarafından onanması yargının bağımsızlığından söz etmek bir tarafa, tiyatral dikta zulmünün bütün şiddetiyle devam ettiğinin apaçık bir göstergesidir.

Bizi hiç şaşırtmayan bir diğer nokta, her zaman olduğu gibi hukukun üstünlüğü, insan hak ve hürriyetleri, demokrasi gibi pırıltılı kelimeler ardında sürekli üst perdeden konuşan batılı gelişmiş milletlerin (!) insanlığın yücelttiği tüm değerlerin ayaklar altına alındığı bu darbe hukuksuzluğuna karşın takındığı iki yüzlü tavırdır.

İşin en üzücü yanı ise, İslam dünyasının ve onu temsil iddiasındaki uluslararası kuruluşlarımızın ve devletlerimizin bu olanlar karşısında en küçük bir açıklama dahi yapmaktan imtina eden içler acısı halleridir. Bu zulme örtülü veya açıktan destek veren hainler ortada iken, sessiz kalan liderlere “zulme rıza zulümdür” ilkesini hatırlatmak isteriz. 

67 ülkede 354 sivil toplum kuruluşu üyemizle bir STK çatı kurumu, İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) olarak, insani tüm değerlere aykırı bu haksız ve yanlış kararları ve uygulamaları reddediyor, bunları alanları ve aldıranları şiddetle tel’in ediyoruz.

İslam dünyasındaki resmi ve sivil tüm kurum ve kuruluşları bu haksızlık karşısında ortak hareket etmeye, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyeyi temel alan kendi kadim değerlerimiz çerçevesinde bu zulme dur demeye, başta BM olmak üzere uluslararası toplumun tüm mekanizmalarını bu hukuksuzluğu durdurmak adına harekete geçmeye davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 

İDSB