Basın Açıklamaları
İDSB-TGTV Suriye Ziyareti Basın Açıklaması
İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) ile Türkiye Gönüllü Teşekkülleri Vakfı (TGTV) iş birliğinde, TÜGVA Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen “Suriye: İnsani Yardımdan İnsani Kalkınmaya” başlıklı basın açıklaması, Suriye heyetinde yer alan 20 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla basın mensupları ve kamuoyuyla paylaşılmıştır.
İDSB Genel Sekreteri Sayın Eyüp Akbal’ın konuya ilişkin açıklamaları ise şu şekildedir:
Kıymetli basın mensupları,
Değerli misafirler,
Saygıdeğer katılımcılar,
Bugün burada, İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği ve Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı heyeti olarak gerçekleştirdiğimiz Suriye ziyaretine ilişkin gözlemlerimizi, değerlendirmelerimizi ve bundan sonraki döneme dair yaklaşımımızı kamuoyuyla paylaşmak üzere bulunuyoruz.
İDSB üyesi sivil toplum kuruluşları ve TGTV temsilcilerinden oluşan bir heyetle birlikte, 13–16 Nisan tarihleri arasında başta Şam olmak üzere Halep, Humus ve Dera’yı kapsayan saha ziyaretlerimiz oldu.
Ve gördük ki Suriye bugün;
- Ağır bir yıkım ve insani krizden çıkmaya çalışan,
- Yeniden inşa ve kalkınma eşiğinde bulunan,
- Ancak altyapı, istihdam ve güvenlik sorunları nedeniyle kırılgan bir geçiş süreci yaşayan bir ülke görünümündedir.
Ziyaretimizin detaylarına girmeden önce şu hususu ifade etmek isterim:
Türkiye ile Suriye arasındaki ilişki, sadece iki komşu ülke arasındaki ilişki değildir. Bu ilişki; tarihî, kültürel, insani ve toplumsal bağlarla örülmüş, derin bir yakınlığa dayanmaktadır.
Aynı coğrafyanın hafızasını taşıyan, aynı medeniyet ikliminden beslenen, sevinci de acısı da birbirine temas eden iki halktan söz ediyoruz.
Dolayısıyla Suriye’ye bakarken meseleyi yalnızca siyasi ya da diplomatik bir başlık olarak değil; ortak dini inancımızın, ortak tarihimizin, ortak vicdanımızın ve ortak sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz.
Saha temaslarımız sırasında da bu kardeşlik, ortak tarih ve vakıf medeniyeti vurgusunun muhataplarımız tarafından güçlü biçimde dile getirildiğini gördük.
Bu anlayışla gerçekleştirdiğimiz ziyaretin temel amacı;
- Sahadaki durumu yerinde görmek,
- İhtiyaçları doğrudan muhataplarından dinlemek,
- Kamu kurumlarıyla ve yerel aktörlerle görüşmek ve
- Sivil toplumun bundan sonraki rolünü daha sağlıklı bir zeminde değerlendirmekti.
Bu kapsamda heyetimiz; Suriye Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı, Suriye Acil Durum ve Afet Yönetimi Bakanı, Suriye Vakıflar Bakanı ve ilgili bakanlık yetkilileri, Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları ve Toplantılar Genel Müdürlüğü, Suriye Kalkınma Fonu yetkilileri, Deraa Valiliği, Humus Müftülüğü, Halep Başkonsolosluğumuz, Şam Büyükelçimiz ve çeşitli saha kurumlarıyla bir araya geldi.
Ayrıca Halep, Şam, Deraa ve Humus hattında saha gözlemleri yapma imkânı bulduk.
Bu ziyaret bize bir kez daha şunu açık biçimde gösterdi:
Suriye’de mesele yalnızca savaşın bıraktığı fiziki yıkım değildir. Aynı zamanda altyapıda, eğitimde, sağlıkta, istihdamda, toplumsal dengede ve kurumsal işleyişte çok katmanlı bir tahribat söz konusudur.
Gittiğimiz yerlerde, görüştüğümüz kurumlarda ve dinlediğimiz saha sunumlarında ortaya çıkan ortak tablo şuydu: İnsanların önemli bir kısmı hâlâ son derece zor şartlarda yaşam mücadelesi vermektedir.
- Barınma sorunu devam etmektedir.
- Eğitim altyapısı çok ağır hasar almıştır.
- Sağlık hizmetlerine erişim birçok bölgede son derece sınırlıdır.
- Su, kanalizasyon, yol, iletişim ve temel kamu hizmetleri ciddi sorunlar taşımaktadır.
- Bazı yerlerde insanlar yalnızca yıkılmış evler nedeniyle değil; okul olmadığı, hastane çalışmadığı, su akmadığı, iş imkânı bulunmadığı ve güvenlik tam sağlanamadığı için de evlerine dönememektedir.
Suriye tarafının heyetimize yaptığı sunumlarda da geri dönüşün önündeki başlıca engellerin; yıkılmış konutlar, temel hizmet eksikliği, işsizlik, güvenlik zafiyetleri ve koordinasyon sorunları olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Diğer yandan Suriye tarafı, çadır kentlerin kapatılmasını ve insanların kendi memleketlerine dönebilmesini stratejik bir hedef olarak ortaya koyuyor.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için yalnızca konut değil; altyapı, iş fırsatları, toplumsal güven ve koordinasyonun birlikte sağlanması gerektiği de açık biçimde ifade ediliyor.
Bu noktada ziyaretimizin en önemli çıktılarından biri şudur:
Suriye’de artık yalnızca insani yardımı konuşmak yeterli değildir.
Elbette insani yardım bugün de önemlidir.
Elbette acil ihtiyaçların karşılanması hayati bir görevdir.
Ancak gelinen aşamada mesele, yardımdan sürdürülebilir kalkınmaya geçiş meselesidir.
Yani mesele artık sadece gıda ulaştırmak, sadece geçici barınma sağlamak, sadece acil müdahalede bulunmak değildir.
Mesele;
- İnsanların kendi şehirlerinde yeniden ayağa kalkabilmesini sağlamak,
- Gençlerin meslek sahibi olmasını desteklemek,
- Kadınların üretime ve toplumsal hayata daha güçlü katılımını mümkün kılmak,
- Çocukların yeniden okulla buluşmasını sağlamak ve
- Yerel toplumsal dokuyu yeniden güçlendirmektir.
Suriye Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli muhataplarımızın da özellikle “insani yardımdan insani kalkınmaya geçiş” yaklaşımını öne çıkardığını gördük.
Mesleki eğitim, gönüllülük kültürü, gençliğin desteklenmesi, kadınların güçlendirilmesi ve toplumsal barışın yeniden tesisine katkı sunacak kültürel çalışmalar bu çerçevede özellikle vurgulandı.
Bizim de sahadan çıkardığımız temel sonuç şudur:
- Kalıcı ve gerçek bir iyileşme için dört ana başlık belirleyicidir. Bunlar;
- Barınma ve altyapı, İstihdam, Güvenlik ve Kurumlar arası koordinasyondur.
İnsanlar ancak güven içinde yaşayabilecekleri, çocuklarını okula gönderebilecekleri, sağlık hizmetine ulaşabilecekleri ve geçimlerini sağlayabilecekleri bir zemine kavuşurlarsa kalıcı olarak dönebilir ve hayatlarını yeniden kurabilir.
Kıymetli basın mensupları,
Temaslarımız sırasında öne çıkan bazı hususlara dikkatlerinizi çekmek isterim.
Suriye’de bugün itibarıyla 1 milyondan fazla insan çadır ve geçici barınma alanlarında yaşamaktadır. 170’ten fazla resmi, 1.000’den fazla gayrı resmi kamp bulunmaktadır.
Yaptığımız görüşmelerde, 2027 yılına kadar çadır kentlerin kademeli olarak kapatılması ve yaklaşık 1,2 milyon insanın memleketlerine dönmesinin hedeflendiği ifade edilmiştir.
Ancak sahadaki şartlar dikkate alındığında, bu hedefin ciddi zorluklar içerdiği açıktır.
Daha önce de belirtmiş olduğum gibi yıkılmış konutlar, yetersiz altyapı, işsizlik ve güvenlik sorunları geri dönüşlerin önündeki temel engeller olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ekonomik hayatın canlanması ve ülkenin yeniden ayağa kalkabilmesi için yatırım, üretim ve mesleki eğitimin güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu çerçevede Suriye, artık sadece yardım alan bir ülke değil; yatırım çekmesi gereken bir ülke olma yönünde bir arayış içindedir.
Diğer yandan farklı etnik kökenlerden çok dinli toplumsal yapı korunmaya çalışılmakta; ancak toplumsal barışın hâlen kırılgan bir zeminde olduğu görülmektedir.
Savaşın yol açtığı yıkım sonucunda yaklaşık 2 milyon çocuğun eğitimden mahrum kaldığı gerçeği tarafımıza iletilmiş, ülke genelinde ise 7 bin okulun acil restorasyona ihtiyaç duyduğu açıkça ortaya konmuştur.
Özellikle Der’a bölgesinde bulunan 960 okuldan 120’sinin tamamen yıkılmış olması, karşı karşıya olduğumuz tablonun ne denli ciddi olduğunu göstermektedir.
İDSB heyeti olarak bizler, bu sürece yalnızca fiziki onarımlar perspektifiyle yaklaşmadığımızı özellikle vurgulamak isteriz.
Türkiye’de başarıyla uygulanan eğitim modellerinin bölgeye aktarılması, üniversiteler arası akademik iş birliklerinin geliştirilmesi ve yeni nesil eğitim komplekslerinin inşa edilmesi yönünde kapsamlı bir vizyon ortaya koyduk.
Amacımız, sadece okulları yeniden ayağa kaldırmak değil; aynı zamanda geleceğin nesillerine umut olacak, sürdürülebilir ve nitelikli bir eğitim ekosistemini birlikte inşa etmektir.
Dikkat çeken önemli bir diğer husus ise toplumun hafızasını ve kimliğini taşıyan ibadethanelerin ve kültürel mirasın da ciddi şekilde zarar görmüş olmasıdır.
Savaş sürecinde yaklaşık 1.500 caminin yıkıldığı, bazı şehirlerde ise camilerin yüzde 60’ına varan oranlarda hasar gördüğü ifade edilmektedir.
Bu süreçte Türkiye’nin katkı kapasitesinin özel bir önemi olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye, son yıllarda afet yönetimi, sağlıkta dönüşüm, şehircilik, vakıf sistemi, sivil toplum koordinasyonu, eğitim kurumları ve yeniden inşa tecrübesi bakımından önemli bir birikim oluşturmuştur.
Özellikle 6 Şubat depremleri sonrası toparlanma ve yeniden ihya sürecinde ortaya koyduğu deneyim, bugün bölge için kıymetli bir referans oluşturmaktadır.
Ancak biz bunu bir üstünlük diliyle değil, kardeşlik hukukunun ve sorumluluk bilincinin gereği olan bir tecrübe paylaşımı olarak görüyoruz.
Suriye’nin yeniden ayağa kalkma sürecinde Türkiye’nin kamu kurumları, üniversiteleri, uzmanlık ağları ve sivil toplum kuruluşlarının yapıcı katkılar sunabileceğine inanıyoruz.
Nitekim görüşmelerimizde de Türkiye’nin tecrübesine yönelik açık bir ilgi ve iş birliği isteği bulunduğunu gördük.
Suriye’nin yeniden güçlü bir ülke olarak ayağa kalkabilmesi için; insani yardım odaklı yaklaşımların sürdürülebilir kalkınma anlayışına dönüşmesi, altyapının yeniden inşa edilmesi, istihdam sağlayacak yatırımların hayata geçirilmesi ve güvenliğin kalıcı şekilde tesis edilmesi büyük önem arz etmektedir.
İnsani yardımlar elbette kıymetlidir; ancak kalıcı çözüm, üretim, istihdam ve güçlü bir toplumsal yapının inşasından geçmektedir.
Suriye ziyareti heyetimizde bulunan sivil toplum kuruluşlarımızın Suriye’nin yeniden inşasına yönelik hazırladığı projelerin toplam hacmi ise 154 milyon doları bulmaktadır. Burada bazı kuruluşlarımız 10 yıllık perspektif ortaya koyarken bazı kuruluşlarımız da 2026 yılı planlarını bizlerle paylaşmışlardır.
Değerli basın mensupları,
Sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının daha etkili, daha hızlı ve daha sürdürülebilir sonuç üretmesi için bürokratik süreçlerin kolaylaştırılması, temsilcilik açma, para transferi, gümrük ve izin süreçlerinin netleştirilmesi ve düzenli iletişim kanallarının kurulması gerekmektedir.
Bu konuda muhataplarımızla yaptığımız görüşmelerde, ortak komisyonlar kurulması, düzenli istişare mekanizmalarının işletilmesi ve sorunların periyodik olarak ele alınması yönünde olumlu bir irade ortaya kondu.
Bu yaklaşımın sahadaki verimliliği artıracağına inanıyoruz.
İDSB olarak bizim yaklaşımımız nettir.
Biz bu sürece yalnızca bugünün ihtiyaçları açısından değil, yarının inşası açısından bakıyoruz.
Bizim görevimiz, sahayı doğru dinlemek, ihtiyaçları sağlıklı tespit etmek, üye kuruluşlarımızın kapasitesini ortak bir zeminde değerlendirmek ve sürdürülebilir katkı yollarını güçlendirmektir.
İDSB, geniş üye ağı, farklı ülkelerdeki tecrübesi ve uzun yıllara dayanan saha birikimiyle bu süreçte yapıcı, koordinasyon odaklı ve uzun vadeli bir yaklaşım ortaya koymaya devam edecektir.
Ziyaret boyunca da bu kurumsal kapasitemizin muhataplar nezdinde karşılık bulduğunu memnuniyetle gördük.
Şunun da altını özellikle çizmek isterim:
Suriye bugün büyük yaralar taşımaktadır.
Bizim görevimiz ise bu iradeyi desteklemek; kardeşlik hukukunu yalnızca sözle değil, ortak akıl, kurumsal iş birliği ve kalıcı katkılarla da güçlendirmektir.
Temennimiz şudur:
Suriye, sadece krizlerle anılan bir coğrafya olmaktan çıkmalı; yeniden istikrarın, eğitimin, üretimin, kültürel canlılığın ve toplumsal barışın güçlendiği bir zemine kavuşmalıdır.
Biz, Türkiye’deki sivil toplum dünyasının bu süreci dikkatle, sorumlulukla ve uzun vadeli bir bakış açısıyla takip etmeye devam edeceğine inanıyoruz.
Bu vesileyle ziyaretimiz boyunca bizleri kabul eden tüm kurumlara, görüş ve değerlendirmelerini samimiyetle paylaşan tüm muhataplarımıza teşekkür ediyorum.
Sizlere de basın toplantımıza katılımınız için teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.